BİR HİKAYE

 Bir Yudum Hikaye  

EŞEKLİĞİNE PİŞMAN OLAN EŞEK

 
Bir zamanlar bir adamın, çalışmaktan zayıflamış ve perişan bir hale düşmüş bir eşeği vardı. Taşıdığı ağır yüklerden dolayı sırtı yara bere içinde kalmıştı. Bu yüzden ölmeyi yaşamaktan daha çok istiyordu. Bu yetmiyormuş gibi bir de açlıkla mücadele ediyordu. Arpaya değil kuru samana bile muhtaçtı.

Bir gün yoldan geçen bir adam bu zavallı eşeği gördü ve ona çok acıdı. Eşeğin sahibini tanıyordu. Eşeğin sahibini ziyaret edip eşeğin niçin bu duruma düştüğünü sordu. Eşeğin sahibi, çok fakir olduğumdan dolayı ona bakamıyorum. Onu her gün işe götürmek zorunda kalıyorum. Yoksa idare edemem. Bu yüzden eşek bu hale geldi dedi.

Bunu duyan adam çok üzüldü ve fakir adamdan eşeğini bir süreliğine ona vermesini istedi. Bu adam padişahın hayvanlarına bakıyordu. Bu eşeği de orda beslemeyi düşündü. Eşeğin sahibi buna çok sevindi ve eşeği ona verdi. Eşek ahıra gidince iyi beslenmiş ve semiz hale gelmiş Arap atlarını gördü. Bu atların her gün düzenli olarak yem yiyip, su içtiklerini gördü. Yine atların tımar edilip bakıldığını görünce, başını kaldırıp:

Ey Allah’ım! Ben eşeksem de senin yarattığın bir varlığım. Öyleyse niçin atlara öyle rahat bir hayat, bana da böyle çileli bir hayatı verdin. Ben geceleri sırtımın yarasından, karnımın açlığından hep ölümü istiyordum. Bu atlar burada rahatlık içinde yaşarken neden ben azap ve sıkıntı içinde yaşıyorum” diye sitem etmeye başladı.

Bu rahat hayatta da eşek ölmeyi istedi. Çünkü ona göre bu büyük bir haksızlıktı. Neticede ikisi de hayvandı. Niçin aralarında bu kadar fark vardı. Günlerce kafasını bu sorularla meşgul etti. Önünde her şeyi vardı, fakat içi rahat değildi. Bir gün o fakir hayata tekrar döneceğini düşünüp ızdırap çekiyordu. Ne yapsa bu düşünceler kafasından çıkmıyordu. Bir gün, bütün bunlara dayanamayarak ahırdan kaçıp ormanlığa gitti. Ormanda, gür otlu yerler çoktu. Oralarda karnını doyurup, sefa sürmeye başladı. Asıl özgürlüğün bu şekilde olduğunu ve Allah’ın onu niçin böyle serbest bir şekilde yaratmadığını düşündü. Bunları da düşündükçe Allah’a karşı daha isyankâr olmaya başladı.

Günler böyle geçiyordu, eşek daha da iyi olmaya ve semirmeye başladı. Artık rahatına değen yoktu. Her şey istediği gibi gidiyordu. Yemi bol, rahatı yerindeydi. Canı istediği zaman yatıyor, istemediği zaman yatmıyordu. Keyif dolu bir hayat sürüyordu.

Zaman geçtikçe iklim şartları değişmeye başladı. İlkbahar ve yazın bereketi ve rahatı yerini sonbaharın kuraklığı ve soğuğuna bıraktı. Eşeğin bu rahatı az sürdü. Eşek her geçen gün daha da acıkıyor ve üşüyordu. Üstelik ormana aç kurtlar ve çakallar inmişti. Hayatı her an tehlikedeydi. Ne yapacağı konusunda hayli düşündü. Artık tek çaresi kalmıştı. Geldiği yere geri dönmekti. Bunu istemiyordu ancak yapacak başka bir şey de yoktu. Çünkü hayatı tehlikedeydi ve canını daha çok seviyordu.

Onu padişahın ahırına götüren adam, bahçede dolaşırken eşeği bahçede gördü. Önce eşeği tanıyamadı daha sonra çok şaşırdı. Çünkü eşek çok değişmişti. Semiz olup iyileşmişti. Aynı zaman da buna sevindi. Onu alıp ahıra götürdü. Eşek, başına gelen bu olayları düşününce ormana gittiğinde düşündüğü şeylerden pişman oldu. “İyi ki Allah beni öyle yaratmamış. Kendi başıma bir hayat sürdüremem, kurda kuşa yem olurdum. Öyle olmaktansa sıkıntılı bir hayatı tercih ederim” dedi. Önceki düşüncelerinden dolayı kendisinden utandı. Fakat aklına hala takılan bir şey vardı. Neden atlar böyle rahat bir hayat sürüyorlardı? Allah, onları neden böyle ayrıcalıklı yaratmıştı? Bu sorular eskiden olduğu gibi hala zihnini karıştırıyordu.

Günlerden bir gün savaş çıktı. Atlar eyerlenip savaşa götürüldü. Düşmanlar, atları oklarla yaraladılar. Çoğu at ok ve mızrak yarasıyla getirilip ahıra koyuldu. Ahırda ayakları bağlandı. Nalbantlar neşterleriyle vücutlarını yarıyor, saplanan ok ve mızraklarını çıkarmaya çalışıyorlardı. Bunu gören eşek tekrar pişman olup dedi ki:

“Ya Rab! Ben yoksulluğuma razıyım. Senin yarattığın her şeyde bilmediğimiz bir hikmet var. Ben kendi dar fikrimle senin yüce işlerini anlayamadım. Bundan sonra her halimde sana şükredeceğim. Başıma ne gelirse gelsin bir hayrı var deyip sabredeceğim”  dedi.

Başa gelen olaylarda iki cihet var. Birincisi, görünen, ikincisi, görünmeyen ve hakiki yönüdür. Yani birisi bildiğimiz ve gördüğümüz yöndür. Diğeri ise kaderi yönüdür. Kaderi cihetiyle aslında hep iyidir. O yönde hiç kötülük yoktur. Bizim ilmimiz kaderi ciheti kavrayamadığı için bazen isyan edebiliriz. Fakat Allah hiçbir varlığın kötülüğünü istemediği için hep onların faydasına olan şeyleri ister. O zaman her durumda şükretmeli başa bir olay geldiğinde bu da geçer veya vardır bir hayrı deyip sabretmeliyiz.

ALKIŞLAR ÇILGIN Türklere:)
--------------
Kaza mahalinde elinde cep telefonuyla koşturup "112'nin numarasi neydiiiii?" diye bagıran sarışına,
Birbirlerine ana Avrat küfür eden iki kişinin arasına girip ikisine de birer tokat atan ve "Analar Kutsaldır, analara küfür etmeyin, o.çocuklari!" diyen Karadenizli ağır abiye,
Annesine kızıp, buharlı ütünün içine işemeyi akıl eden! Annesini buram buram kokularıyla iş yerine yollayan cis! Annesi; ancak arkadaşları "acayip kokuyorsun" dediğinde işi çözen Anneye ve çocuğuna,
Banyonun lambası yanmayınca elektrikler kesik zannedip yarım saat gelmesini bekleyen. Beklerken de canı sıkılmasın diye televizyon seyreden kişiye,
-----------------
Ailecek televizyon izlerken üst komşu küçük oğlunu göndermiş. Çocuk, anneme "X teyze, annem dedi ki, bari haberleri açsınlar da, biz de dinleyelim. Biz de kırmadık, açtik. Ailecek çok iyi niyetli olduğumuzdan, televizyonları bozuk Sandık. Yüksek sesten dolayı laf soktuklarını bize anlamamız çocuğun ikinci gelişinden sonra oldu. Bu olayı yaşayan aileye,
-----------------
Lisedeki Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmenimiz AIDS'in açılımını yapıyor: (A) llaha (İ) syan eden (D) eyyusların (S) onu ... diyen hocaya, birer alkış istiyorum:))

Ayrıca aşağıdakiler de birer tebrik hakediyor:
 
Acı Kaybımız:

 

3 ay önce ailemize katılan, "Necmi" ismini Verdiğimiz kaplumbağamız dün vefat etmiş. Aile arasında sade bir törenle evin arka bahçesine gömdük. Olabilir verdiği için gidip, Necmi'yi aldığımız dükkanın sahibine sebebinin ne olabileceğini sorduğumuzda "Abi onlar kış uykusuna yatar" cevabını almış bulunmaktayız Hayvancağız durduk yerde. Hepimizin başı sağolsun. Bu vicdan azabıyla ben de çok yaşamam herhalde.
-----------------
Annemin Maceraları:
Shrek'in fragmanlarını gösteren bir televizyon kanalında, el ele
tutuşmuş Shrek ve Fiona'yi gören annem, 'Bunlar Süleyman ve Nazmiye Demirel çifti mi? " diye sordu! Seçememiş gözleri o mesafeden.
-----------------
Alfabe:
Ben de bu yıl okula başlayan torunum için kuvvetli bir moral alkışı istiyorum. Daha ikinci gün: 'örrrtmenim, taa evden buraya tel çizmeye mi geldik, hep yumarlak mı yapcaz, harf felan öretmicen mi? " Deme cesaretini gösterdiği için,
-----------------
Annem:
"Bu taraf bitti" diye CD'yi arkasına çeviren ve sonra da "CD çalar çalışmıyor!" diye feryat eden anneme alkış az geliyor!
-----------------
Modem:
Yemek masamın üstünde duran modeme uzun uzun bakan anneanem "Bu ne?" diye sordu. Ben de kolay anlasın diye "Hani benim Bilgisayarım var ya, onunla internete giriyorum. İşte internete girmek için o kutu zorunlu" diye uzun uzun açıkladım. Anneannem dinledi beni ve "Yani modem bu" dedi ve konu kapandı ...
-----------------
Yaz Okulu:
Bir alkış da annesine yaz okulunu kazandığı müjdesini veren üniversite ögrencisine gelsin. Bu Yaratıcılığa şapka çıkarılır.
-----------------
Beyin GÖÇÜ:
Tikky olduğu her halinden belli olan kizimiz Beşiktaş-Taksim
midibüsünde yanındakı arkadaşına dert yanmaktadır. "Şekerim dördüncü kez girdim ÖSS'ye, ama yine kazanamadım, gidicem sonunda Amerika'ya o olucak. Böyle böyle beyin GÖÇÜ oluyor işteeaa!" Sen git, masrafları ben karşılıyorum.
-----------------
Alman Yazar:
Bir alkış da lisede edebiyat dersinde okuduğu şiir bitince sınıfa dönüp "Bu şiiri ünlü Alman yazar Goethe yazmistir" diyen hocaya, "Niye, kağıt bulamamış mı?" cevabını veren Arkadaşa gönderelim.
-----------------
Düz Mantık:
Eğer bir sokakta yürüyorsanız ve camında "Bu ev kiralıktır" yazılı bir evin yanından Geçip birkaç adım sonra önüne geldiğiniz bir başka evin camında "Bu da" yazısını görürseniz, bilin ki Trabzon'dasınız.
-----------------
İngilizce Yazılısı:
Bir alkış da İngilizce sınavında "Nice ... ... .." şeklindeki boşluğu
"Nice mutlu yıllara!" Biçiminde dolduran, dahi mi yoksa aptal mı olduğunu henüz anlayamadığımız öğrencime istiyorum.
-----------------
Hugo'lar olunşLedi:
Bir alkış da lisede edebiyat kitabından bir metni tüm sınıfa sesli olarak okurken V. Hugo 'ya "Beşinci Hugo" diyen arkadaşımıza gelsin.
-----------------
Ne Zaman?
Kardeşim karne almıştı; Fakat birçok zayıf notu vardı. Annem, Babamla beni kenara çekip uyarıları sıralıyordu: "Sakın çocuğun moralini bozmayın, sakın kötü bir şey söyLemeyin" Uyarılar özellikle babama yönelikti: "Hele de sen, sakın çocuğun gururunu kırma. Babam daha fazla dayanamadı ve sordu:" Karne için ne zaman özür dileyeceğiz ? "
-----------------
Havale:
Bankada gişenin önünde işlemimin yapılmasını bekliyorum. Yanımdaki gişede işlem yaptıran yaşlı teyzeye, işlemini yapan kadın soruyor: "parayi kim alacak teyze? Alıcısına ne yazalım?" Teyzem cevap veriyor: "Bu Paranın hayrını görme inşallah yazalım" evladım.
-----------------
Lamba:
Dün gece evime giderken yolun tenhalığından olsa gerek kırmızı ışıkta geçtim. Ardından yurdum polisine alkışı hak ettiricek Anons: "bacım o geçtiğin gece lambası değildi, çek sağa.
-----------------
Hacim nedir?
Öğretmen bir Arkadaşımdan Naklen: 5. Sınıfların Fen Bilgisi sınavının 2. sorusu: "Hacim nedir? Bir örnek vererek açıklayınız. Öğrencimizden gelen cevap:" Hacdan gelenlere hacim denir. Örnek: Nasılsın hacim? ".



 

Oğuz KARAHAN
 
Reklam
 
TRT HABERLER
 
 
Bugün 1 ziyaretçikişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=