Hikayeler
Okulun ilk gününde 5. sınıfın önünde dururken, öğretmen çocuklara bir yalan söyledi. Çoğu öğretmen gibi, öğrencilerine baktı ve hepsini aynı derecede sevdiğini söyledi. Ancak bu imkânsızdı, çünkü ön sırada oturduğu yerde bir yana kaykılmış ismi Mustafa Yılmaz olan bir erkek çocuk vardı. Bayan Mediha bir yıl önce Mustafa yı izlemişti ve diğer çocuklarla iyi oynamadığını, elbiselerinin kirli olduğunu ve sürekli olarak kirli dolaştığını gözlemişti. İlave olarak Mustafa tatsız ol
abiliyordu. Bu öyle bir noktaya geldi ki, Bayan Mediha onun kâğıtlarını büyük bir kırmızı kalemle işaretlemekten, kalın çarpılar (x ) yapmaktan ve kâğıdın üstüne büyük? F? (en düşük derece) koymaktan zevk alır oldu. 

Bayan Mediha nın okulunda, her çocuğun geçmiş kayıtlarını incelemesi gerekiyordu ve Mustafa nın kayıtlarını en sona bıraktı. Ancak, onun hayatını gözden geçirdiğinde, bir sürpriz ile karşılaştı.

Mustafa nın birinci sınıf öğretmeni şöyle yazmıştı: 

Mustafa gülmeye hazır parlak bir çocuk. Ödevlerini derli toplu ve temiz yapıyor ve çok terbiyeli. Onun etrafta olması çok eğlenceli? 

İkinci sınıf öğretmeni şöyle yazmıştı: 

Mustafa mükemmel bir öğrenci, sınıf arkadaşları tarafından çok seviliyor, ama annesinin ölümcül bir hastalığı olduğu için sıkıntı içinde ve evde ki yaşamı mücadele içinde geçiyor.? 

Üçüncü sınıf öğretmeni şöyle yazmıştı: 

Mustafa nın annesinin ölümü onun için çok zor oldu. Mustafa elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyor, ama babası ona ilgi göstermiyor ve eğer bazı adımlar atılmazsa evde ki yaşamı yakında onu etkileyecek. 

Mustafa nın dördüncü sınıf öğretmeni şöyle yazmıştı:

"Mustafa içine kapanık ve okulda derslere çok fazla ilgi göstermiyor. Çok 
fazla arkadaşı yok ve bazen sınıfta uyuyor. 

Bunları okuyunca, Bayan Mediha problemi kavradı ve kendinden utandı. 

Öğrencileri ona güzel kurdelelerle ve parlak kâğıtlara sarılmış hediyeleri
getirdiğinde bile çok kötü hissediyordu. Mustafa nın hediyesini alıncaya 
kadar bu böyle devam etti. 



Mustafa nın hediyesi bir marketten aldığı kalın, kahverengi ambalaj kâğıdı 
ile beceriksizce sarılmıştı. 

Bayan Mediha onu diğer hediyelerin ortasında açmaktan acı duydu. Bayan Mediha pakette taşlarından bazıları düşmüş yapma elmas taşlı bir bilezik ve çeyreği dolu olan bir parfüm şişesini çıkarınca çocuklardan bazıları gülmeye başladı. Ama o bileziğin ne kadar güzel olduğunu haykırdığında çocukların gülmesi kesildi. Bileziği taktı ve parfümü bileklerine sürdü. Mustafa, o gün okuldan sonra öğretmenine şunu söylemek için kaldı. 

Öğretmenim bugün aynı annem gibi kokuyordunuz. 

Çocuklar gittikten sonra, Bayan Mediha en az bir saat ağladı. O günden 
sonra, okuma, yazma ve aritmetik öğretmeyi bıraktı. Bunun yerine, çocukları 
eğitmeye başladı. Bayan Mediha, Mustafa ya özel ilgi gösterdi. Onunla çalışırken, zihni canlanmaya başlıyor görünüyordu. Onu daha fazla teşvik 
ettikçe, daha hızlı karşılık veriyordu. Yılın sonuna kadar Mustafa sınıfta
ki en zeki çocuklardan biri oldu ve tüm çocukları aynı derecede sevdiğini 
söylemesine rağmen, Mustafa onun gözdelerinden biri idi. 

Bir sene sonra, Bayan Mediha kapısının altında Mustafa dan bir not buldu, 
ona hala tüm yaşamında sahip olduğu en iyi öğretmen olduğunu söylüyordu. 

Altı yıl sonra Mustafa dan bir not daha aldı. Liseyi bitirdiğini, sınıfında 
üçüncü olduğunu ve onun hala hayatındaki en iyi öğretmen olduğunu yazmıştı. 

Bundan dört yıl sonra, bazı zamanlar zor geçmesine rağmen okulda kaldığını, 
sebatla çalışmaya devam ettiğini ve yakında kolejden en yüksek derece ile 
mezun olacağını yazan başka bir mektup aldı. Yine Bayan Mediha nın tüm 
yaşamında ki en iyi ve ne favori öğretmen olduğunu yazmıştı. Sonra dört yıl 
daha geçti ve başka bir mektup geldi. Bu kez fakülte diplomasını aldıktan 
sonra, biraz daha ilerlemeye karar verdiğini açıklıyordu. Mektup onun hala 
karşılaştığı en iyi ve en favori öğretmen olduğunu açıklıyordu. Ama simdi 
ismi biraz daha uzundu. 

Mektup söyle imzalanmıştı, 



Prof. Dr. Mustafa Yılmaz ( Tıp Doktoru) 



Öykü burada bitmiyor. 

Görüyorsunuz, ortaya çıkan başka bir mektup var. 

Mustafa bir kızla tanıştığını ve onunla evleneceğini söylüyordu. Babasının 
birkaç hafta önce vefat ettiğini açıklıyordu ve evlenme töreninde Bayan 
Mediha nın damadın annesine ayrılan yere oturup oturamayacağını soruyordu. 

Şüphesiz Bayan Mediha bunu kabul etti. Ve tahmin edin ne oldu? 

Taşları düşmüş olan o bileziği takti. Dahası, Mustafa nın annesinin süründüğü parfümden sürdü. 

Birbirlerini kucakladılar ve Dr. Mustafa, Bayan Mediha nın kulağına şöyle fısıldadı, 

"Bana inandığınız için teşekkür ederim, öğretmenim.

Bana önemli olduğumu hissettirdiğiniz ve bir fark meydana getirebileceğimi gösterdiğiniz için çok teşekkür ederim" 

Bayan Mediha, gözlerinde yaslarla fısıldadı, söyle dedi, 

Mustafa, yanlış şeylere sahiptim. Bir fark meydana getirebileceğimi bana 
öğreten sensin. Seninle tanışıncaya dek, nasıl öğreteceğimi bilmiyordum". 

Birinin Hayatında Bir Fark Oluşturmaya Çalışın.


Adamın biri her zaman yaptığı gibi saç ve sakal traşı olmak için berbere gitti. Onunla ilgilenen berberle güzel bir sohbete başladılar.Değişik konular üzerinde konuştular. Birden Allah ile ilgili konu açıldı…
Berber: ” Bak adamım, ben senin söylediğin gibi Allah’ ın varlığına inanmıyorum.”
Adam: ” Peki neden böyle diyorsun?”
Berber: ” Bunu açıklamak çok kolay. Bunu görmek için dışarıya çıkmalısın. Lütfen bana söyler misin, eğer Allah var olsaydı, bu kadar çok sorunlu, sıkıntılı, hasta insan olur muydu, terk edilmiş çocuklar olur muydu? Allah olsaydı, kimseye acı çektirmez, birbirini üzmezdi.Allah olsaydı, bunların olmasına izin vereceğini sanmıyorum…”
Adam bir an durdu ve düşündü, ama gereksiz bir tartışmaya girmek istemediği için cevap vermedi. Berber işini bitirdikten sonra adam dışarıya çıktı. Tam o anda caddede uzun saçlı ve sakallı bir adam gördü.Adam bu kadar dağınık göründüğüne göre belli ki tıraş olmayalı uzun süre geçmişti. Adam berberin dükkanına geri döndü.
Adam: ” Biliyor musun ne var, bence berber diye bir şey yok”
Berber: ” Bu nasıl olabilir ki? Ben buradayım ve bir berberim.”
Adam: ” Hayır, yok. çünkü olsaydı, caddede yürüyen uzun saçlı ve sakallı adamlar olmazdı.”
Berber: ” Hımmm… Berber diye bir şey var ama o insanlar bana gelmiyorsa, ben ne yapabilirim ki?”
Adam: ” Kesinlikle doğru! Püf noktası da bu! Allah var, ve insanlar ona gitmiyorsa, bu gitmeyenlerin tercihi. İşte dünyada bu kadar çok acı ve keder olmasının nedeni!”
https://www.facebook.com/Sustum.Suskunlugum.Susturana.Armagan.Olsun
@[100002146848580:2048:Yıldırım Mesut]
Adamın biri her zaman yaptığı gibi saç ve sakal traşı olmak için berbere gitti. Onunla ilgilenen berberle güzel bir sohbete başladılar.Değişik konular üzerinde 
konuştular. Birden Allah ile ilgili konu açıldı…

Berber: ” Bak adamım, ben senin söylediğin gibi Allah’ ın varlığına inanmıyorum.”

Adam: ” Peki neden böyle diyorsun?”

Berber: ” Bunu açıklamak çok kolay. Bunu görmek için dışarıya çıkmalısın. Lütfen bana söyler misin, eğer Allah var olsaydı, bu kadar çok sorunlu, sıkıntılı, hasta insan olur muydu, terk edilmiş çocuklar olur muydu? Allah olsaydı, kimseye acı çektirmez, birbirini üzmezdi.Allah olsaydı, bunların olmasına izin vereceğini sanmıyorum…”

Adam bir an durdu ve düşündü, ama gereksiz bir tartışmaya girmek istemediği için cevap vermedi. Berber işini bitirdikten sonra adam dışarıya çıktı. Tam o anda caddede uzun saçlı ve sakallı bir adam gördü.Adam bu kadar dağınık göründüğüne göre belli ki tıraş olmayalı uzun süre geçmişti. Adam berberin dükkanına geri döndü.

Adam: ” Biliyor musun ne var, bence berber diye bir şey yok”
Berber: ” Bu nasıl olabilir ki? Ben buradayım ve bir berberim.”
Adam: ” Hayır, yok. çünkü olsaydı, caddede yürüyen uzun saçlı ve sakallı adamlar olmazdı.”

Berber: ” Hımmm… Berber diye bir şey var ama o insanlar bana gelmiyorsa, ben ne yapabilirim ki?”

Adam: ” Kesinlikle doğru! Püf noktası da bu! Allah var, ve insanlar ona gitmiyorsa, bu gitmeyenlerin tercihi. İşte dünyada bu kadar çok acı ve keder olmasının nedeni!


EŞEK KUYUYA DÜŞER
Günlerden bir gün, köylerden birinde, bir adamın eşeği kör kuyulardan birinin içine düşmüş. Niye düşer, nasıl düşer diye sormayın. Eşek bu, düşmüş işte.
Hayvancık saatlerce acı içinde kıvranmış, anırmış, sesini duyurmaya çalışmış. Derken eşeğin sahibi gelmiş kuyunun başına.Bakmış zavallı eşek kuyunun dibinde melül mahzun bakınıyor. Üstelik de yaralı. Bir hal çaresi düşünürken bir koşu gidip köylüleri yardıma çağırmak gelmiş aklına. Ne yapsak, ne etsek de şu eşeği kuyudan çıkarsak derken, bakmışlar ki hayvan zaten yaralı, belki de kırık çıkığı da var, çok acı çektiği de belli, artık kurtarılsa da işe yaramaz düşüncesiyle çıkarmaktan vazgeçmişler ve üzerini toprakla doldurmaya karar vermişler. Herkes eline geçirebildiği ne varsa başlamışlar kuyuyu toprakla doldurmaya.Zavallı hayvan, üzerine gelen toprakları her seferinde silkinerek üzerinden atmış.
Onlar yukarıdan atmış, eşek silkelenerek her defasında toprağı altına almış.Derken, ayaklarının altına aldığı toprak sayesinde her defasında biraz daha yükselmiş ve giderek yukarıya çıkmaya başlamış eşek.
 Köylüler de şaşırmışlar hayvanın giderek yükselmesine. Onlar atmış eşek yükselmiş derken neticede hayvan yukarıya çıkmayı başarmış.Bu hikâyeyi daha önce duymamıştım. Bu hikâyeyi bana gönderen okuyucumuz altına şöyle bir not düşmüş: “Hayat, bazen bizim de üzerimize abanır. Üstümüzü toz toprakla örtmeye çalışanlar çok olur. Bunlarla baş etmenin tek yolu sızlanmak değil, düşünüp silkinmek ve kurtulmaktır. Aydınlığa bir adım daha yaklaşmaktır. Kör kuyuda olsak bile!”Ne yalan söyleyeyim.
Hikâyeyi okuduğumda taşıma suyla değirmen çevirmek, el toprağıyla yükselmek her zaman mümkün müdür sorusu geldi aklıma. Ardından, IMF’den gelecek yardımları düşündüm. IMF girdiği ülkelerden birçoğunu büyük sıkıntılara soktuğu halde, üzerimize serpilen bu toprağı (kredileri) her defasında altımıza alıp yükselebilir miyiz, yoksa hepten batar gider miyiz diye sordum kendi kendime. Konunun uzmanları soruyu daha iyi cevaplandıracaklardır. Biz bu kadarıyla iktifa edelim. (Teşbihte hata olmaz. Anlattığımız sadece bir hikâyeydi. Neyi neye benzetmiş tartışmasına girmeyelim lütfen.)

 BİR HİKAYE
 
Uzun yıllar önce Çin’de Li-Li adlı bir kız, sevdiği gençle evlenir ve
kocasının annesiyle birlikte oturmaya başlarlar. Bir süre sonra gelin ile
kayınvalide arasında anlaşmazlık çıkar. Tartışmalar kavgaya d...önüşür.
Kişilikleri taban tabana zıt olan iki kadın arasındaki anlaşmazlık her geçen
gün biraz daha artar. Çin geleneklerine hiç uygun olmayan bu davranışları

yüzünden çevrelerinin de tepkisini çekerler. Annesi ile karısı arasında
kalan genç adam için de huzur bulamadığı evi cehennem haline gelmiştir.

Artık bir şeyler yapması gerektiğini düşünen Li-Li, babasının eski bir
arkadaşı olan baharatçıya koşar ve derdini anlatır. Yaşlı adam ona
bitkilerden yaptığı bir karışım hazırlar ve üç ay boyunca her gün azar azar
kayınvalidesinin yemeklerine koymasını söyler. Zehir az az verileceği için,

kayınvalideyi gelininin öldürdüğünü kimse anlamayacaktır. Ancak yaşlı adam,
karışımı genç kadına verirken bir öğütte bulunur:

“Hiç kimsenin, özellikle de kocanın şüphelenmemesi için bundan sonra
kayınvalidene çok iyi davran, ona en güzel yemekleri pişir ve saygıda kusur
etme.”

Sevinçle eve dönen Li-Li, yaşlı adamın dediklerini aynen uygular, her gün
birbirinden güzel yemekler yapar ve zehiri azar azar kayınvalidesinin
tabağına damlatır. Bu arada ona çok iyi davranmayı da ihmal etmez. Bu güzel
davranışlara kayınvalide de kayıtsız kalamaz ve gelinine kızı gibi
davranmaya başlar. Barış rüzgarlarının estiği evde huzur hakimdir artık.

Bir gün Li-Li kayınvalidesini gerçekten sevdiğini anlar. Yaptıklarından
büyük bir pişmanlık duyar. Yaşlı gözlerle baharatçıya koşarak, yaşlı adama
zehiri kayınvalidesinin kanından temizleyecek bir iksir vermesi için
yalvarır. Adam Li-Li’ye bakıp kahkalarla güler ve şöyle der:
“Sevgili çocuğum, sana verdiğim karışım vitaminlerden oluşuyordu. Öldürmek
bir yana, olsa olsa kayınvalideni daha da güçlendirmiş oldun. Gerçek zehir
senin beynindeydi. Sen kayınvalidene iyi davrandıkça o da sana aynı şekilde
karşılık verdi. Aranızdaki nefret dağılıp, yerini sevgiye bıraktı, böylece
gerçek bir ana kız oldunuz.”
Gül veren ellerde gül kokusu kalır
 
HERŞEYİ BİLMEK İYİ Mİ?
Adamın biri Musa Aleyhisselâm'a:
— Ya Musa, ben bütün hayvanların dilinden anlamak istiyorum. Tur'u Sina'ya gittiğin zaman Allah'tan iste de benim duamı kabul etsin, diyordu.
Musa Peygamber:
— Her şeyi bilmek iyi olmaz. Senin hayvanların dilinden anlamaman daha iyidir. Bu sevdadan vazgeç, dediyse de, adam illâ öğrenmek istiyordu.
Bir gün Musa Aleyhisselâm Tur'a çıktığı zaman Cenab-ı Allah Musa Aleyhisselâm'a:
— «Ya Musa! O kulumun duasını kabul ettim, bundan sonra bütün hayvanların dilinden anlayacak. Yalnız her şeye ehemmiyet vermesin, sonra onun için iyi olmaz.» buyurmuştu.
Musa Aleyhisselâm, Tur'u Sina'dan geldikten sonra durumu bildirip her şeyle fazla ilgilenmemesini söyledi. Kendisine selâhiyet verilen adam, akşam ahıra hayvanlarını yemlemeye girmişti. Orada eşekle öküzün konuşmalarına şâhid oldu.
Onlar aralarında şöyle konuşuyorlardı:
Öküz:
— Yahu eşek kardeş, senin işin ne iyi, bana yazın rahat yok, kışın rahat yok. Sabah olacak çifte koşacaklar, ama sense akşama kadar rahat gezeceksin, diyordu.
Eşeğin öküze nasihati şöyle oldu:
— Bunlar hep senin ahmaklığından... Sen sabah olunca hasta numarası yaparsın, akşamdan sahibimizin döktüğü yemi bile yemezsin. O da sabahleyin seni bu haliyle görünce çifte koşmaktan vazgeçer ve birkaç gün olsun istirahat etmiş olursun, dedi.
Bu sözler öküzün hoşuna gitmişti. Hakikaten yem yemedi ve öyle aç karnına sabaha kadar yattı. Eşek ise öküzün yemlerini bile kendisi yemişti. Tabii bunların bu konuşmalarını sahibi duymuş ve gülerek ahırdan çıkmıştı.
Sabah oldu, adam ahıra girdi ki, öküz aç. Kalkması için birkaç tekme vurdu ise de öküz hastalanmıştı.
Adam:
— Bu sefer de onun yerine eşeği koşalım, diyerek aldı tarlaya götürdü
Akşama kadar eşekle çift sürdü. Eşeğin emdiği süt burnundan gelmişti. Akşam eve geldiği zaman öküz rahat rahat geviş getiriyor kendi kendine hakikaten bu iyi bir numara oldu diyordu. Eşek bu işin çekilemeyecek gibi olduğunu görünce öküze başka yoldan akıl verip kurtulmak istedi:
-Öküz kardeş, sen böyle yatarsan sahibimiz seni satacak. Bu gün tarlada beni gören köylüler sordular. O da, zaten tembel bir öküzdü, şimdi de hasta oldu. Yarın kasaba vereceğim, dedi. Eğer yarın' da böyle yaparsan kendini bıçağın altında bil, diyerek sabahleyen çifte gitmekten kurtuldu.
Adam bunların bu konuşmalarını dinledikçe kendi kendine gülüyor ve:
- Gördün mü ne kadar iyi bir şeymiş hayvanların dilinden anlamak, diyordu.
Ertesi sabah horozla köpeğin konuşmalarına şahit oldu.
Horoz:
-Yarın efendinin, öküzü ölecek. Sana müjdem var. İyi bir ziyafet olacak senin için, diyordu.
Adam bunu duyar duymaz hemen pazara götürüp öküzünü sattı ve zarardan kurtuldu.
İkinci gün oldu, köpek horoza:
- Niye yalan söyledin? Hani ziyafet? Adam öküzü sattı kurtuldu, dediğinde, bu sefer horoz:
-Hiç merak etme! Öküzü sattı ama, yarın kölesi ölecek ve onun hayrına mutlaka bir yemek yedirirler. Sen de artıklarından istifade etsen yeter, dedi.
Adam bunu da duymuştu. Hemen pazara çıkarıp kölesini de sattı.
Köpek gene ziyafete erişememişti. Horoza:
-Beni ne kandırıp duruyorsun? diye çıkıştı.
Horoz:
-Ben yalan söylemem... Ziyafet var dediysem vardır. Efendimiz öküz ve köleyi satarak zarardan kurtuldu ama, yarın kendisi ölecek, işte o zaman ziyafetin büyüğü olacak, dedi.
Adam horozdan bunları duyunca etekleri tutuştu. Ne yapacağını şaşırdı ve doğru Hazreti Musa'nın huzuruna çıkıp durumu anlattı:
-Hakikaten ben yarın ölecek miyim? Bunun bir çaresi yok mu? diye yalvarmaya başladı.
Musa Aleyhisselâm:
-Ben sana demedim mi? Her şeye ehemmiyet vermeyeceksin diye... Eğer sen öküzü satmasaydın, o ölecek ve belâ atlatılmış olacaktı. Ama sen onları satmakla başkalarının zarar etmesini istedin. Kendi menfaatini düşünüp başkalarını kendisi gibi hesap etmeyenin hali budur, dedi.
 
 
Toprak bir gün aynaya dedi ki:
“Ay ayna! İmreniyorum sana! Çünkü kim sana baksa, kendini görür; bana bakanlar ise, sadece beni görür!”
Ayna toprağa şöyle cevap verdi:
“Ey kara toprak, ne beyhude bir dert ile dertlenmişsin. Bilmiyor musun? Ben bana bakanların bugününü gösteririm. Oysa sen, sana bakanların yarınından haber verirsin....”
Bu cevap, toprağın beğenisine gitse de, tekrar dedi:
“Belli ki içimi rahatlatmak içindir sözlerin. Söyler misin bana, sana bakanlar, hiç dönüp bakar mı bana?”
Ve ayna toprağa acı bir gülümseyişle şunları söyledi:
“Merak etme! Bana bakacak yüzü kalmayanların gözü, hep sana döner!

600 Dirhemlik İp



"BaGdat. Dul bir kadin. Alti öksüz çocuGu ve bir de ihtiyar ana. Kadin geçimi saGlamak üzere, hafta boyu el emeGi verir, göz nuru döker iplik eGirir, pazara çikar ve anasi ile çocuklarinin rizkini temin etmeye çalisirdi.
Vakti tamam olunca bu dul kadin vefat eder, çocuklarin bakimi ise ihtiyar kadina kalir. Kadin pazara her hafata çikamiyor, ip eGiriyordu. Bir zaman baktiki altiyüz dirhem kadar ip eGirmisti, pazara götürmeye karar verdi.

- Ya Rabbi! Bu öksüzlerin, yetimlerin rizkini ver, diyerek sabah erkenden pazarin yolunu tuttu. Yolda giderken seyh Abdülkadir Geylani Hazretlerinin evinin önünden geçiyordu. Onu görünce durakladi. seyh mürüdleriyle sabah namazindan çikmisti, yasli kadini görünce duraklayarak:
- Hos geldin baci, nereye gidiyorsun?
- Bir miktar ipliGim var, pazara götürüp satacaGim.
- Ver bakalim. Benden altiyüz dirhem ip isteniyor, bunu ver de ben satayim.
- Memnuniyetle, lütuf buyurmus olursunuz, efendim dedi ve ipi verdi.

Abdülkadir Geylani Hazretleri eline aldiGi ipi saka yollu mescidin damina atinca hemen nereden geldiGi belli olmayan büyük bir kus gelip, ipi kapip gider. Kadin bu nebiçim saka diye kendi kendine söylenmeye baslayinca, müritler kadina itiraz etmemsi için isaret ettiler, kadinda daha fazla bir sey demedi.

Hazreti seyh kadina dönerek.
- Hatun canini sikma, ipliGi satmaya gönderdim, parasi gelsin ne kadar etti se alirsin.
- Pekala, diyerek gider, ertesi gün gelir.
- ipilik satildi mi?
Abdülkadir Geylani Hazretleri:
- iplik satildi, fakat parasi henüz gelmedi. Bir hafta hadar bir zaman içinde gelir.
Kadin bir hafta sonra gelir, para henüz gelmemistir, kadina:
- Yarin gel, parani al.
Kadin, pazara niye gitmedim, simdi param elimde olurdu hayiflana hayiflana evine gitmek üzere iken, Mürütler:
- Bir gün daha sabret bakalim mevla ne gösterecek, derken bu isin sade bir saka olmadiGinin farkinda idiler.

Ertesi gün oldu. Abdülkadir Geylani Hazretlerinin huzuruna o ana kadar görülmeyen bir heyet geldi. Bin altin takdim ettiler. Müritler heyete bu kadar paranin ne olduGunu, niçin seyhe takdim ettiklerini sordular. Gelenler tüccar olduklarini belirterek:
- Altinlar Hazreti seyhindir. Denizde yolculuk yaparken firtina sebebiyle geminin yelkeni delindi, yol alamaz olduk, denizin ortasinda kalacaktik. Kaptana bir çaresi yok mu diye sorduGumuzda:
- Altiyüz dirhem ip olsa geminin yelkenini onarir, yolumuza devam ederdik ama, su anda nerede bulacaGiz, dedi.
Biz ellerimizi kaldirarak Allaha dua ettik ve duamizda:
- Ya Sultanul Arifin bize altiyüz dirhem kadar ip gönder, sana bin altin vereceGiz diye yalvardik. Bir de baktik ki, bir kus gelip altiyüz dirhem ipliGi geminin güvertesine birakip uçtu gitti. simdi o adaGimizi yerine getirdik, dediler.

Tüccarlar ayrildiktan bir müddet sonra, ihtiyar kadin gelip sordu.
- Para geldi mi efendim?
seyh bin altini kadina verirken:
- Benim satisim seninki kadat kârli olmus mu?

Kadin bir anda zengin olmustu. Abdülkadir Geylani Hazretleri'ne tesekkür ederek huzurdan ayrildi.


DUADAKİ SIR

Birçok ilim adamı duanın tabiatüstü bir faktör tarafından cevaplandığı düşüncesi üzerinde birçok tartışma ve araştırma gerçekleştirdi. Bunlardan biri de San Fransisko Hastanesi kalp uzmanı Randolph Byrd’ın 393 kişi üzerinde yaptığı çalışmalardır. Byrd, hastaların yarısını; dindar kişiler tarafından rahatsızlıkları için dua edilmek üzere rastgele ayırdı. Diğer kısmına ise dua edilmedi. Doktor, Plasebo tesirini ayırt edebilmek için tecrübenin sebebini ve hangi gruba dahil olduklarını hastalara bildirmedi. Byrd, çalışmanın sonunda, kendileri için dua edilmeyen grubun diğer gruba oranla beş kat daha fazla antibiyotiğe muhtaç olduklarını ve üç kat daha fazla komplikasyon (bozukluk) geliştirdiklerini ortaya çıkardı.
 

Oğuz KARAHAN
 
Reklam
 
TRT HABERLER
 
 
Bugün 5 ziyaretçikişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=